Makalenin Dili
: EN
Bu çalışma, Türkiye’de tekstil sektöründe çalışan sendikalı kadın işçilerin toplumsal cinsiyet normları, ücret eşitsizlikleri ve ayrımcılık ile nasıl mücadele ettiklerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma aynı zamanda kadınların iş gücünde kendilerini nasıl tanımladıklarını ve sendika üyeliğiyle nasıl bir kimlik ve tanınma çerçevesi oluşturduklarını da sorgulamaktadır.
Nitel araştırma yöntemlerinin kullanıldığı çalışmada Türkiye Tekstil, Örgü, Konfeksiyon ve Deri İşçileri Sendikası’na (TEKSİF) üye yaşları 18 ile 56 arasında değişmekte olan ve farklı illerden (Adıyaman, Gaziantep, İzmir, İstanbul, Tekirdağ, Kayseri) çalışmaya katılan 24 kadın işçi ile üç farklı odak grup görüşmesi yapılmıştır.
Yapılan odak grup görüşmelerinde, kadın işçilerin vurguladığı öne çıkan sorunlar şu şekilde özetlenebilir:
Kadın işçiler, uzun çalışma saatlerinden, gece vardiyalarından ve işyerlerinin şehir merkezlerinden uzak olmasından yakınmaktadırlar. Kadın işçiler, sabah erken saatlerde iş servisine binmek zorunda kalmak, sosyal yaşamlarını sınırlamakta ve kendilerinde fiziksel yorgunluğa yol açtıgını belirtmiştir. Ayrıca, vardiya sonrası ev ve aile sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekmektedir. İşyerlerinde kadınların beyaz yakalı çalışanlara kıyasla daha kısa mola hakkına sahip olması, yemek kalitesinde ayırım yapılması gibi durumlar, kadın işçilerde eşitsizlik algısını artırmaktadır. Kadın işçiler, ücret artışlarının kıdemle orantısız olmasından ve aynı işi yapan yeni başlayanlarla aynı maaşı almaktan rahatsızlık duymaktadır. Kadın işçiler, erkek çalışma arkadaşlarından fiziksel yardımlaşma ve saygı beklediklerini belirtmektedir.
Kadın işçiler, iş yerinde erkek işçilerle ilişkilerinde yaşadıkları sorunlara da değinmektedir. Erkek işçilerin, kadın işçilere karşı tutumlarında saygı eksikliği ve cinsiyetçi davranışlar sık görülmektedir. Kadın işçiler, işyerinde erkek işçiler tarafından sözlü ve/veya fiziksel tacize uğradıklarından söz etmektedirler. Özellikle genç kadınlar, yeni başladıkları dönemde daha fazla tacize maruz kaldıklarını ifade etmektedir. Bu durum, kadın işçilerin iş ortamında daha fazla stres yaşamasına neden olmaktadır.
Kadın işçiler, ayrıca sendika ve işyerinde, erkek çalışma arkadaşlarının daha fazla sorumluluk ve karar alma rolü üstlendiklerini, sendikal karar alma mekanizmalarına ve sendikal faaliyetlere katılımda meslektaşları olan erkek işçilere kıyasla daha az söz sahibi olduklarını ifade etmektedirler. Kadın işçiler, sendikal faaliyetlere sınırlı katılımlarında karar alma süreçlerine genellikle deneyimli veya yaşça büyük kadınların nispeten etkili olduğunu ancak sendikanın erkek yöneticilerinin, kadın işçilerinin fikirlerini çokda fazla dikkate almadıklarını belirtmektedirler.
Sonuç olarak, bu çalışma, tekstil sektöründe kadın işçilerin karşılaştıkları zorlukları ve sendikaların bu sorunları ele almada yetersiz kaldığını ortaya koymaktadır. Toplumsal cinsiyet normları, iş yerinde kadınların üzerindeki yükü artırmakta ve onların iş-yaşam dengelerini olumsuz etkilemektedir. Çözüm önerileri arasında kadınların sendikal ve işyeri yönetim süreçlerine daha fazla katılımının sağlanması, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda eğitim programlarının düzenlenmesi ve şiddet ile taciz vakalarına karşı daha güçlü önlemler alınması bulunmaktadır. Ayrıca, çocuk bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması, kadınların hem iş hem de aile yaşamlarında olması gereken eşit işe eşit ücret ve özel yaşam iş yaşamı dengesi için elzem bir durum teşkil etmektedir.
Gelecekteki araştırmalar, kadın işçileri güçlendiren sürdürülebilir çözümler geliştirmeye odaklanarak, bu çalışma koşullarının psikolojik ve ekonomik etkilerini daha fazla araştırmalıdır. Bu çalışma, herkes için adil ve kapsayıcı bir iş yeri sağlamak için ele alınması gereken kritik sorunlara ışık tutarak bu tür çabalar için bir temel sunmaktadır.